Buenos Aires

Sokakları Tango Kokan Şehir

Yazı: Taçlan Özüm Erk
Fotoğraflar: Deniz Tunçel

Güney Amerika Kıtası’nın güney kesiminde And Dağları ile Atlas Okyanusu arasında bulunan Arjantin,  yüz ölçümü bakımından kıtada ikinci dünyada ise sekizci büyük toprak parçasına sahip ülke. Arjantin’in adını  Latincede ”gümüş” anlamına gelen ”argentum” sözcüğünden aldığı söyleniyor. Bugün ülkede yaşayan halkın çoğunluğunu İtalyan ve İspanyol göçmenlerin torunları oluşturuyor. Resmi dil İspanyolca, ya da yerel söylemle ”Castellano”.  Arjantin halkının konuştuğu İspanyolca aksan ve dil bilgisi bakımından İtalyancaya hatta Sicilya ve Napoli ağızlarına çok benzetiliyor. Bunun sebebi olarak da 20. yüzyılın başlarında ülkeye gelen göçmenlerin etkisi gösteriliyor.

Arjantin’in en büyük ve en zengin şehri olan Buenos Aires ülkenin başkenti. Buenos Aires aynı  zamanda São Paulo’dan sonra Güney Amerika’nın ikinci büyük kenti ve ayrıca dünyanın da onsekizinci büyük kenti. Şehirde yaklaşık 3 milyon kişi yaşıyor. Davranış biçimleri kimi zaman Akdeniz insanına benzeyen Buenos Aires’liler kendilerini ”porteños” (liman insanları) olarak tanımlamayı seviyor. Kentin insanları genel olarak sıcakkanlı, güler yüzlü, iyimser ve samimi. Sokaklarda iki ”porteño”nun herhangi bir konuda tartıştığını görmek pek rastlanan bir durum değil.

Dansı ve eğlenmeyi seven Buenos Aires’liler sanatla iç içe yaşıyor. Şehrin ”Güney Amerika’nın Paris’i” lakabıyla anılması tesadüf değil. Artistik mimarisi, büyük tiyatro binaları, ev sahipliği yaptığı pek çok müzikal, opera ve sanatsal faaliyet kendinizi bir Avrupa şehrinde hissetmenize neden olabilir.

Bazıları için sadece bir dans ya da müzik türü olan ”tango” Buenos Aires’liler için günlük yaşamlarının ve kültürlerinin önemli bir parçası. Şehirde dolaşırken sokakta dans eden bir çifte ya da tango çalan bir orkestraya rastlamanız mümkün. Sokak aralarından yükselen tango ezgileri, bu tutkunun simgeleriyle süslenmiş duvarlar ve vitrinler, görkemli tango gösterileri ve organizasyonlar, şehrin tangonun kalbinin attığı yer olduğunu bir kez daha gösteriyor. Latincede dokunmak anlamına gelen ”tangere” fiilinden türetilerek ”tango” ismini aldığı düşünülen bu duygu dolu dansın en belirgin özellikleri partnerler arasında sözsüz ama derin bir iletişim yolu kurarak hareket bakımından çok zengin doğaçlama şansı yaratması ve hayata dair aşk, melankoli gibi birçok hissi içinde barındırmasıdır.

1800’lü yıllarda Fransa, İtalya, Macaristan, İspanya ve Portekiz’den Güney Amerika’ya göç eden işçi sınıfının yaşadığı sosyal ve ekonomik sıkıntıların getirdiği melankoli ve hayal kırıklıkları önce tango müziğini yarattı ve bu dönemde bestelenen tango şarkılarının çoğu alt sınıfın duygularının yansıması oldu. Tango müziği bu dönemde alt tabakanın ürünü olması ve daha çok genelevlerde yayılması nedeniyle uzun süre ahlaka aykırı bulundu. Tango müziğinin eğlence mekanlarında yaygınlaşmasıyla, erkekler kendi aralarında eğlenmek amacıyla bu müziğe uygun dans figürleri geliştirmeye ve kadınlara daha iyi dans edebilmek için kendi aralarında pratik yapmaya başladılar. Avrupa tangoyla ilk kez, 20. yüzyılın başlarında gemilerle Fransa’ya giden Arjantinli tangocular sayesinde tanışmış; 1917’de Carlos Gardel’in  smokin giyerek argodan uzak sözlerle söylediği tangolar özellikle Parislilerin ilgisiyle sosyetenin gözünde değer kazanmıştır. Paris’ten sonra Londra, Berlin ve diğer Avrupa şehirleriyle New York’u etkisi altına aldı ve hızla dünyanın en gözde danslarından biri oldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1955’de Arjantin’deki askeri darbeyle bir süre kan kaybeden tango yine hayatta kalmayı başardı ve 2009 yılında UNESCO tarafından ”dünya soyut kültür mirası” olarak kabul edildi. Tangoyu çıktığı ilk günden bugüne dek ayakta tutan,  onu özümseyerek yapanlar için gerçek bir tutku haline getiren şey; daha ilk günden beri hayatın içinden geliyor olmasıdır. O yüzden sadece bir dans ya da müzik türü değil bir çok duygunun aynasıdır, bir ifade şeklidir tango. Her kesimden her yaştan insanın duygularına hitap edebilen ve bu kadar uzun süre tüm dünyayı etkisi altına alabilen tek danstır. Buenos Aires’liler de bunun farkında olmalılar ki bu tutkuyu doya doya yaşıyorlar şehrin dört bir yanında.. Özellikle La Boca (Caminito) adeta tangoyla bütünleşmiş bir bölge. Bu küçük mahalle tangonun doğduğu yer olarak da biliniyor. Rengarenk boyalı tahta ve tenekeden evleri, resimlerle süslü duvarları, izleyicilere sokakta tango gösterileri sunan dansçıları ve pazar günü kurulan yerel pazarıyla bir çok insanın ilgisini çekiyor. La Bocanın bir başka özelliği de dünyaca ünlü futbol takımı Boca Juniors’ın futbol stadı La Bombanera’ya ev sahipliği yapıyor olması. Tangoyla bütünleşmiş başka bir yer ise San Telmo’daki Plaza Dorrego. Burdaki mekanlardan her hangi birinde oturup gün boyunca tango şovları izlemek mümkün. Cafe Tortoni de yine tango sevenler için simge haline gelmiş bir yer; birbirinden lezzetli tatlılarını tadarken tangonun tarihini orda hissedebilirsiniz.

Buenos Aires’in güzellikleri tangoyla sınırlı değil elbette. Şehir de pek çok park ve yeşil alana rastlamak mümkün. Ancak ”Jardin Japones” ( Japon Bahçesi) ve ”El Rosedal” (Gül Bahçesi” en görülmeye değer olanları.  Arjantin’in tarihini merak edenler için ”Evita Müzesi” ilgi çekici olabilir. Fotoğraf ve videolarla Eva Peron’un hayatına ve ideallerine yolculuk yapmak mümkün.

Alışveriş meraklıları için semt pazarları uygun fiyatlara farklı ve sanatsal ürünler sunuyor. Pazar günleri San Telmo ve Mateadoros’da, Cumartesi günleri ise Buenos Aires’in en güzel semtlerinden biri olan Recoleta’da pazar kuruluyor. En çok antikalar, takı tasarımları, el yapımı kutular, süs eşyaları  ve resimler göze çarpıyor bu pazarlarda. Recoleta aynı zamanda dünyaca  ünlü markaların mağazalarına da rastlayabileceğiniz, şık bir semt. Arjantinin 200 yıllık en yaşlı ağacı da Recoleta’da ihtişamıyla korunuyor. Eva Peron gibi pek çok ünlünün büyüleyici güzellikteki mezarının bulunduğu Recoleta Mezarlığı da görülesi yerlerden.

Buenos Aires’in en ünlü caddelerinden ”Avenue Corrientes” upuzun bir hat boyunca şehrin kalbinden geçiyor ve bir çok dükkan, restoran, eğlence ve sanat merkezine ev sahipliği yapıyor. Opera, tiyatro, tango şovları ve müzikaller gibi sanatsal faaliyetlerin yanı sıra gece hayatı da Buenos Aires’te epey ilgi görüyor. Palermo Soho’daki Plaza Serrano ve Palermo Hollywood eğlence hayatının en yoğun olduğu yerler. Buenos Aires’te hemen her gece eğlenmek için kalabalık bir mekan bulabilir ve sabahın ilk saatlerinde bile sokakta yürüyen insanlar görebilirsiz.

Yemek kültüründe ise kırmızı et ağırlıklı bir mutfak hakim. Pek çok restoranda değişik isimlerle adlandırılan et yemeklerini uygun fiyatlara yiyebilirsiniz. Bizdeki poğaçanın biraz daha farklısı olan ”empanada”lar  içine et, tavuk ya da sebze konarak pişiriliyor; genellikle akşam saatlerinde yeniyor. Oldukça sevilen bir tatsa ”dulce de leche” denen sütlü tatlı ve dulce de lecheli bisküvi ”alfahor”. Arjantinlilerde de bizdeki çay tiryakiliğine benzer şekilde ”mate” içme alışkanlığı göze çarpıyor. Uruguay çayı olarak bilinen mate, dünyada ve Türkiye’de zayıflama  amaçlı ya da bitki çayı olarak kullanılıyor. Arjantinliler içinse kahve içmekten farksız. Birçok arjantinli güne mate içerek başlıyor. Bazen bir ritüel gibi elden ele geçerek birkaç kişi arasında paylaşılarak içiliyor. Bazı tiryakiler ise ellerinden düşürmüyorlar.

Buenos Aires bugün birçok kaynakta dünyada görülmesi gereken şehirler arasında gösteriliyor ve bunu pek çok yönüyle hak ediyor. Şehrin her köşesi kendine has güzelliklerle dolu. Sadece tango öğrenmek için bile pek çok turist her yıl Buenos Aires’e gidiyor.  Güney Amerika gezilerinin vazgeçilmez durağı. Bu güzel şehirden ayrılmaksa gitmekten daha zor kanımca, tekrar görüşmek dileği ile veda ediyorum… Adios…!!