Tango Molası

By

Tango Molası

Yazı: Betül Kacar

-“Yok benim bu yazıyı yazmam ters olur”
-“Niye?”
-“Tango yapmıyorum uzun zamandır ya, ondan…”
-“E şimdi dans etmiyorsan bir ömür mü dans etmeyeceksin? Hem sen tangoyu bıraksan da o bırakmaz seni…”
..diye cevap verince arkadaşım, düşündüm. Hakkında konuştuğumuz şey sanki dans değil, geride bizi sabırla bekleyen unuttuğumuz bir yanımız, koparıp atamadığımız bir parçamızdi sanki. Öyle ya, ardında bırakıp gittiğin hala tam da bıraktığın yerde bekliyorsa seni, er yada geç ona dönüşün de kaçınılmaz olacak belki de. İkimiz de biliyorduk üstelik, kalbini katarak, tutkuyla besleyerek yaptığın herşeyde bırakırsın kendinden bir parça, ve vermekle eksilmez insanın kalbi.
Başka danslara benzemez tango. Hakkında hiç birşey bilmediğin birine ilk görüşte aşık olmaya benzer, yavaş yavaş değil birdenbire çarpıverir: bir şarkı, bir renk, bir şiir, belki bir film karesi… türlü türlü yöntemlerle sinsice kafanın içine girer, çeker alır içine. Bundan sonra elin mahkum, deli divane aşık gibi teslim edersin sen de kendini onun ellerine. Başlarsın tangoyu kendi hikayen ile yoğurmaya, sanki attığın her adımın bir sesi soluğu vardır artık. Hele bir de dinlemesini biliyorsan o adımlar sana neler neler anlatır… Ama öyle bağıra çağıra, hirpalarcasina da değil ha, yavaş ve yumuşakca, tıpkı attığın adımların gibi sabırla ve sakince, ince ince işleyerek ruhuna seninle seni konuşur. Ne kadar çok susarsan o kadar konuşursun. Ne kadar kaparsan gözlerini, o kadar görürsün. Ne kadar uzak kalsan da, ummadık bir bahar akşamı böylece giriverir aklına yeniden; belli mi olur, tanıdık bir şarkı çalar gene bir yerlerde, ve devam ederiz biz de tango ile kaldığımız yerden.